Çocuklara "Allah" Kavramının Doğru Öğretilmesinin Önemi...
ile, çocuğun dini gelişiminde, en fazla etkiye sahiptir. Birey, diğer tüm davranışlarının şekillenmesinde olduğu gibi, Allah inancı ve diğer dini içerikli konularda da, ailenin etkisi altında kalır. Özellikle 2-6 yaşları arası çocuklar, kolay inanırlık ve taklit özellikleri gereği, anne-babanın her söylediğine inanır ve onların her yaptıklarını taklit etmeye çalışırlar. Bunu yaparken de, ne bir şüphe duyar, ne de itiraz etmeyi düşünürler.

Bu
şekildeki yanlış din eğitiminin, yanlış bilgilendirme ve yönlendirmenin
en önemli etkisi, çocuğun kişilik yapısı üzerinde olacaktır.
Allah, ahiret, cehennem vb. dini konuları, birer korku unsuru olarak
algılayan çocuklar, ailelerin bu konulardaki ısrarlı korkutmaları
karşısında zamanla bu korkularını daha da derinleştirerek, çeşitli
gelişim sorunları yaşayabilirler. Ayrıca, Allah ve din ile ilgili
konuları, olumsuz duygu ve düşüncelerle değerlendirebilirler.
Çocuklar,
her şeyden önce ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Bu anlamda, ilgi ve
sevgi gördüklerine yaklaşır, korku ve baskı gördüklerinden kaçınmak
isterler.
Aslında yetişkinler de aynı yapıdadırlar. Ama çocuklarda bu
yönelimlerin oranı daha yüksek olur. Çünkü onlar, korku ve baskıyı
göğüsleyebilmede bir yetişkin kadar güçlü olamazlar. Bu nedenle,
çocukların zihinlerindeki ve kalplerindeki Allah anlayışı, kesinlikle
onları seven ve onlarla sevgi ve merhametle ilgilenen bir varlık
şeklinde olmalıdır.
Yine çocuklar, özellikle hayatın ilk yıllarında, dış dünyaya güvenip güvenmeme konusunda bir tür karar geliştirirler.
Bu anlamda güven duygusunun gelişmesi, çocukların kendi dışındakilerin
güvenilir ve tutarlı olup olmadıklarını bilmelerini ifade eder.
Özellikle de ihtiyaçları olduğunda, bunu giderecek kimseler
bulunmadığında güvensizlik duygusu geliştirirler. Bu duygu doğumdan
itibaren ilk iki yıl içinde yeterince gelişmediğinde, daha sonraki
yıllarda çocuğun sorunlu olmasına yol açabilir.

İşte
bu noktada, öncelikle anne-babaya düşen görev, çocuğu sağlıklı ve doğru
bir din eğitimi ile, sevecen, tutarlı, güvenilir bir kaynağa
yöneltmektir.
Yani çocuktaki güven eksikliğini yok etmeye çalışmaktır. Eğer
anne-babalar, hurafelere dayanmayan ve katı yaptırımlarla hayatı
zorlaştırmayan, en azından çocuk açısından bakıldığında, onun çocukça
yaşantı ve düşüncelerini baskılamayan bir dini inanca sahip iseler, bu
çocuğun güven duygusunu pekiştirmesi yahut geç de olsa kazanmasında
olumlu rol oynar. Anne-babanın dini inançları vasıtasıyla kazandıkları
iç güvenlik duygusu çocuğa geçer ve bebeğin dünyanın güvenilir bir yer
olduğunu anlamasına yardımcı olur.
Bu güven duygusunun gelişimi, ileri hayattaki güven duygusunun yaşanma şeklini belirleyecek kadar önemlidir.
Bu nedenle, onlara kızan ve ceza veren bir Allah anlayışı, onlarda
güven oluşturmayacaktır. Üstelik yetişkinlerin, ibadet ve dua gibi dini
davranışlarla yöneldikleri ve en güçlü olduğunu söyledikleri Allah
isimli varlığın, çocuklara kızan ve onları cezalandıran birisi olması,
çocuğun tüm hayata ve dış dünyaya olan güvenini temelli sarsacaktır.
Mademki Allah bu kadar büyük ve güçlüdür, o halde onun tutarlı ve güvenilecek bir varlık olması son derece önemlidir. Aksi halde çocuk için dış dünya, korku ve güvensizlik kaynağı olmaktan başka bir anlam ifade etmeyebilir.

O
halde, çocuklara dini konular ve özellikle Allah kavramı öğretilirken,
Allah’ın onları seven, onlara merhametle yaklaşan, bir varlık olduğu
anlayışı öne çıkarılmalıdır.
Bu anlayışla yetişen çocuk, Allah’tan korkarak kaçmak yerine, O’nu her zaman kalbinde duyarak, kendini güvende hissedecektir. Önemli olan onun “Allah çocuklara kızmaz ve onları cezalandırmaz; aksine, onlara merhamet eder ve onları sever” şeklinde düşünebilmesini sağlayabilmektir.
Bu
inanç ve anlayış çocuğun zihnine yerleştirildiğinde, hem sağlıklı bir
dini gelişime imkân sağlanabilecek, hem de onun temel güven duygusu,
olumlu bir şekilde kişiliğinde yer alacaktır.
Böylece çocuk, hayatının her aşamasında güven duygusu yeterince
gelişmiş olmanın yanında, kendi dışındaki dünyayı ve insanları sevmeyi
ve sevilmeyi de doğal bir yaşantı haline getirebilecektir.