Beş evrelik iki kişilik bir aşk hikayesi...

Nil Perçinler
François
Ozon 5x2 demiş filminde. 5x2 her zaman 10 mu eder? Bize o şekilde öğretildiği
için 10 mu etmelidir? Yoksa sadece öğretilmemiş midir, bu bir denklem midir?
Beş evrelik iki kişilik bir aşk hikayesi…
Bir
ilişkinin bittiği, tükendiği anlardan başlangıcına bir seyir sizde nasıl bir
his uyandırır? Bende nasıl mıydı? Şöyle:
İlişkiye
başlamadan önceki dönem çok heyecanlıdır ya! Yerinizde duramazsınız, bir kalp
atışıdır alır gider, kafanız karışır, cümleleriniz şaşırır. Sanırım bir
ilişkiden ziyade bir aşktan ya da aşıktan bahsediyorum. Sonra ilişki başlar,
kalp atışları yavaşlar, iktidar yarışı başlar, gözyaşları, tartışmalar, hezeyan
dolu sevişmeler ve bir gün bavulunuzu toplarsınız.
Bu filmde
hikaye sondan başlıyor. En acı andan, bir kadını en yok edici dakikalardan.
Sevdiğiniz adam size hiç tecavüz etti mi? Bu filmde ediyor; kapalı kapıların
ardında, kırık kalplerin içinde kalanlar ekrana veriliyor Ozon’un gözüyle.
Marion
(Valeria Bruni-Tedeschi) ve Gilles’in (Stephane Freiss) boşanma sahnesiyle
başlıyor film. Son mu, yeni bir başlangıç mı? İkisi de olabilir. Bir ilişkinin
tükendiği anlarla başlıyoruz. Sonra tükenmenin öncesine gidiyoruz, ilişki acı
çekiyor, kan kaybediyor. Gilles’in cinsel kimliğini arayışına şahit oluyoruz.
Fantezi ile kimliği karıştırışına, bocalamasına… Bebeklerinin doğacağı gün
Gilles’in Marion’u yalnız bırakışına, korkmasına, uzaklaşmasına tanıklık
ediyoruz. Hastane odasında yukarıda uyuyan Marion’u hastane girişinde arabanın
içinde bekliyor Gilles. İnemiyor, çıkamıyor, dokunamıyor. Düğün günlerine
gidiyoruz. Marion’un Gilles’i düğün gecesi aldattığını görüyoruz. Pişmanlıklar,
korkular, heyecanlar… Ve yeni bir sona, yeni bir başlangıca gidiyoruz: Tanışmalarına.
İki son da birbirine o kadar tanıdık ki. Esasen son olan başlangıçtaki gibi, esasen
bir başlangıç olan sondaki gibi.