29/4/2008
Nasıl helalleşmeyi düşünüyorsunuz?!
Yaptığınız işle, sattığınız malla, söylediğiniz sözle başkalarının hakkına mı geçiyorsunuz? Ya da va-zifelerini gözardı mı ediyorsunuz? Helal ve haramı unututtunuz mu yoksa?
Paldır küldür yaşayanlardan, “dönüp de arkasına” bakmayanlardan mısınız? Hayat geçiyor. Zamanla
birlikte mekanlar da çevre de değişiyor. Yıllar sonra bugün çevrenizde
bulunan insanları nasıl bulup da helalleşeceksiniz? Ya bu hâl üzere
“dünya değiştirirseniz”? Öyle ya ahirette nasıl hesap vermeyi
düşünüyorsunuz? Diyelim ki öğretmensiniz: Çocukları iyi yetiştirmediniz
(ve kendinizi de!). İyi öğretmediniz, çocukları dersten, belki de
hayattan, ailesinden soğuttunuz. Bazılarının hakkı olan notu bile bile
vermediniz. “Süründürmek” istediniz. Belki de süründü ve hayatı
karardı. Bir de size maddi-manevi “hediye” sağlayan ailelerin
çocuklarına iltimas yaptınız... Evet, öbür dünyada nasıl
helalleşeceksiniz?
Öğrencisiniz; dersi sabote ettiniz, öğretmenlerinizin
şevkini kırdınız, arkadaşlarınızın motivasyonunu düşürdünüz, onları
kötü alışkanlıklara yönlendirdiniz, hayat çizgilerini değiştirdiniz,
annenizin babanızın emeğini boşa çıkardınız. Kardeşlerinize ve
küçüklerinize kötü örnek oldunuz. Nasıl helalleşeceksiniz?
Esnafsınız; sattığınız mallar, verdiğiniz çek ve senetler hep dökülüyor. 2’ye
anlaşıp 3’e satmaya, bahara anlaşıp kışa vermeye çalıştınız ve işin
kötüsü buna alıştınız. Malınızdan memnun olmayanların âhı gökleri
okşuyor artık! Nasıl helalleşmeyi düşünüyorsunuz?
İşverensiniz; ürettiğiniz ürünlerin kalitesi, çalıştırdığınız işçilerin hakları gibi çürük. Sırf
tazminat hakkı doğmasın diye bir yıl bile çalışmadan gönderdiniz
onları. Ya da onların ruhu bile duymadan her yıl “gir-çık” yaptınız
kağıt üzerinde. Sigortalarını yatırmadınız ve “kâr” ettiğinizi
düşündünüz. Alnınıza ecel terleri düştüğünde nasıl helalleşmeyi
düşünüyorsunuz?
İşçisiniz; yeteri kadar gayret etmediniz, işveren haklarına
riayet etmediniz, onun
zarara girmesi sizi hiç ilgilendirmedi, iş ahlakını zedelediniz, çok
çalışanları hep kınayarak toplam çalışma kalitesini etkilediniz.
Aldığınız ücreti helal ettirmek aklınızın ucundan bile geçmedi. Nasıl
zarar verirsem o kârdır diye düşündünüz. Ölüm kapıyı çaldı ve artık
geri dönüş yolu tıkandı. Nasıl helalleşmeyi düşünüyorsunuz?
Gıda üreticisisiniz; ürettiğiniz gıdalar kalitesizdi, hastalık taşıyordu, gramajlar hep bozuktu, sağlığa
zararlı katkı maddeleri, kanserojen boyalar, zararlı gübreler, ilaçlar,
hormonlar kullandınız. İnsanlarda nesiller boyu sürecek kalıcı
hastalıklara yol açtınız. Mağdurlarınız hastane kapılarında perişan
oldu, maddi manevi servetleri heba olup gitti. Onların âhı sizi arıyor?
Nasıl kaçacaksınız? Musallâdaki helallik sizi kurtaracak mı?
Baba ya da annesiniz… Eşinize, çocuklarınıza, ailenize, akrabalarınıza, komşularınıza iyi ve örnek bir insan olmadınız. Ahlak veremediniz. Hep
köşe dönmeye çalıştınız, kötü örnek oldunuz. Sıla-i rahmi, akrabalar
arasındaki sevgiyi, muhabbeti dedikodularla, çekememezlikle,
kaprislerinizle bozdunuz. Çocuklarınıza şefkat, helal kazanç,
çalışkanlık, okumak, iyi bir insan ve Müslüman olmak duygusunu
aşılamadınız. Hatta bu duyguları ciddiye bile almadınız.
Yetiştirdiğiniz çocuk cemiyete zararlı bir insan haline geldi, kötü
alışkanlıkları da var ve yakanıza yapıştı. Nasıl helalleşeceksiniz?
Devlet adamısınız… Vatandaşsınız… Hakimsiniz... Emniyet mensubusunuz.. Gazetecisiniz… Siyasetçi,
belediye başkanı, müsteşar, bürokrat ya da müteahhitsiniz. Meslekleri
çoğaltabiliriz. Farz edin ki, fırıncı, ayakkabıcı, eczacı, hekim,
cerrah, mühendis, mimar veya kasapsınız. Biliyorsunuz ki yanlış işler
yapıyorsunuz. Bile bile devam etmeyi hâlâ düşünüyor musunuz? Son nefese
kadar böyle devam ederseniz, nasıl helalleşmeyi düşünüyorsunuz? Acaba
helalleşmeye fırsatınız olacak mı?
Helalleşme çok önemli
Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllik dilemek mecburiyetindedir. Bu
hak, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar
ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir.
Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme
cihetine gidilmelidir.
***
Şeytan sizi “Allah” ile aldatmasın
“Nasıl olsa Allah affeder” anlayışını körükleyip, insanları günaha koşturan mel’un şeytandır. Allah’ın
rahmeti elbette geniştir, sonsuzdur; ama kul hakkı müstesnadır. Bakın
Rabb’imiz Fatır Sûresi’nde (5-8 ayetler arasında) bunu nasıl izah
ediyor:
“Ey
insanlar! Allah’ın vaadi gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.
O çok aldatıcı olan şeytan da sizi Allah ile aldatmasın. Şeytan size
düşmandır; siz de onu düşman belleyin. O, kendi taraftarlarını alevli
ateşte barınmaya çağırır! İnkâr edenlerin hakkı şiddetli bir azaptır.
İman edip güzel işler yapanlar için ise bir bağışlanma ve büyük bir
ödül vardır. Kötü işi kendisine süslenip de artık onu güzel bir iş
olarak görmeye başlayan kimse de o mü’minler gibi olur mu? Allah
dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.”
***
Adalet ilk adım
Kul
hakkından korkuyorsanız âdil olmanız gerekiyor. Bunun da ilk adımı
ferdin şahsi hayatında Müslümanlığını yaşaması ile atılır. Sonra
daire genişletilir, aileden topluma uzanan çizgide ibadet duygusunun,
ibadet duygusu içinde itidalin ve aynı zamanda istikametin hakim olması
adımları gelir. Kur’an’dan istifadenin yolu takvadan geçer ve takva ile
en içli-dışlı olan şey adalet ve istikamettir. Her cuma hutbelerde
dinlediğimiz “İnnallâhe ye’müru bi’l-adli ve’l-ihsani...” (Nahl, 16/90)
ayetinde de ilk önce adalet emrediliyor, sonra ihsan geliyor.
***
Fırsatınız var
Hz. Peygamber, “Kul bir günah işler, bu günahı onu Cennet’e götürür!” buyurunca, “Bu nasıl olur?” dediler. O, “Günah işleyip, tevbe ederek ve günahtan kaçarak, gözlerini Allah’ın dergâhına diker. Neticede Cennet’e girer.” (Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid, 1, 199) şeklinde cevap verdi. Said b. Cübeyr, “En abid kişi kimdir?” sorusuna: “Günah işleyip, bu günahı her hatırlayışında daha çok ibadet eden kimsedir.” cevabını verdi. Hz. Peygamber; “En seçkininiz, değişik fitnelerle karşılaşıp tevbe edendir.” (el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, 3, 468) demiştir.
0 yorum yazılmıştır